Bomboş bom boş….başlangıç noktasına geri dönen korku görüntüsünden önce yalpalayarak dikey bir gölgeyle düşüyor içime..kütüphanemin sıfır yalnızlığı,hiçlikle sonsuzluk arasında asılı duran şu anın düşüşüyle biçimlendiriyor sıralı düzgün rafları,ilerleme bir yığın sözcükle dolu olmasına rağmen,her şeyin yine olduğu gibi kaldığının belirtisi..bağnaz ve kör inanıştır ,gelişerek ilerleyebileceğine inanmak,sözcükleri raflara dizmek,sanki her şeyin olduğu gibi kalmasını isteyenlerin,eskimiş canlılığı kalmamış bir düşünüş izinin tiryakisi olan parolasıdır,gelişmek ve düzeltmek..dünyanın dışını da düzeltmek.. oysa gerçekliği düzeltmek için önce düşte alt üst olmak gerek..tüm kitaplarımın teker teker düşüşünü görmek,korkak ve bir ızdırapla raflarından ayrılmamak için içimde direnişe geçmeleri,olduğu gibi kalmasını isteme düşü,işte bu düşü alt üst etmeden benimle yaşamaya tiryaki onlarca kitabı,alt üst bir düşle düşürdüm raflardan,hepsini koklayarak yerleştirdim kolilere..tutunamayanların sargıları olan kelimeleri yığdım üst üste,en üste oğuz atay ve Turgut uyar bandajı ile bantladım..gerçi her ikisinin kelimelerini ve düşüşlerini onca insanın gösterişli düşlerine her daim yerleştirmelerini midem kaldırmıyor artık..gösterişsiz düşlerin düşüşleriydi onlar,nereye bakarsam nereye dönersem onların kelimeleriyle biçimlendirdikleri gölgelerini,parlatmak için lakeledikleri kelimeleri tahammülsüz kılıyor beni..anlıyorum ki bu her şeyin olduğu gibi kalması düşünüşüne karşı,benim düşüşüm,aynı kelimeleri aynı kitaplar aynı düşler aynı aynılar içinde dönerken düşmek benim en gösterişli düşüm..dönen bir zaman,geleceğe doğru ilerleme yanılsaması içinde dönmek ,tam dönerken aynı kalma istemiyle tüm düşlerini yığmışken,bir refleksle başlangıç noktasına düşme düşü,çözümün zamanın içinde değil ,dikey bir zamanda,zamanın dışındaki zamandadır,düşünüş niteliğini ancak bir anda başlangıç noktasında yeniden yükselmesi ve bu yükseliş gelişmeyle paralel değil,düşüşten dikey zamana yükseliş düşüşüyle,boşluklar nitelikleşecek,boşluklardan anlam çıkartmayacağım,boşluğun kendisine bırakacağım kendimi..milli kütüphanenin boşluğuna elli koli kitabı bırakıp çıktığımda,bir varoluş sobesi ile bakışlarımla dokundum geçmişimin rollerine..endişe gölgesi kulağımda soluyor ‘’kitaplarını nasıl severdin’’..etik gölgesi burnumdan soludu ‘’güvende olmak için günahsız olman gerekir’’günahlarımı çoğaltan kitaplara doğru iliştirdim gözlerimi,bana her şeyi ama her şeyi öğreten güvensiz günahlarıma..bir anda boğazımı yırtarcasına içimden çıkmaya çalışan çığlığı yakaladım gırtlağımda ,oracıkta ellerime gömdüm,gözlerime iliştirdiğim tüm güvensiz günahlarımı gırtlağımdaki çığlığa düşürdüm..ve koşarak çıktım..hem düşleyip hem bağımlı olamazsın,ve değer verdiğim güvensiz günahlarımla aramdaki mesafeyi bir düşüşle araladım,göz yaşlarımdaki düşüş neyin nesiydi,olsa olsa çığlığımın ter izleri..bomboş ve semiyotik bir toz tabakası raflara yerleşmiş..sentaks bir gürültü gözlerimi alıyor baktıkça raf boşluklarına…ironik bir kahin tavrıma nefes egzersizlerim karışıyor..küçücük bir bavulun içine yerleştirmek için hiç bulmaya çalışıyorum,gidişe 12 gün kala,fotoğraf makinemi de almamaya karar veriyorum,bir an ve burada ilkesi de bavuldan çıkıyor..bol suskunluk ekli sıfır sözcük..bomboş ve yedi ekli..intikamını kendinden alan bir ayrılışla medeaya veda ediyorum..

