Sayfalar

14 Ağustos 2010 Cumartesi

.


Varlık durmadan bastırılan monotonlukla fren yapar,kişilik denilen esrarengiz gücün üzerinde. Bu kelimeleri tekrarlayan beynim bir çağrışımla ikinci kez aynı filme uzatmıştı ellerimi, gün boyu bir sessizliğin içinde beynimde ritimleşen aynı monoton kelimeleri sıralamıştım ..yine izledim...sessizlik artan çoğalan taşan. tarihin, aşkın ve Tanrı'nın sessizliği üzerine bir film diyen yönetmen ve http://www.dailymotion.com/video/x7eua8_to-vals-tou-gamou-eleni-karaindrou_music ve sessizliği bilen sessizliği yaşatan,taşkın olan bir sessizlikle..






"birisi, kim olduğumu ne istediğimi sorarsa.

bir kadın mesela.

‘hiçbir şey’ diyeceğim. ‘sadece geçiyordum.’

‘bir vakitler burada yaşamıştım."



Bir yığınlık var üzerimde suskun ,yılgın devrilecek bir temeli olan ,kollarımdan biri tutup fırlatsa gelişi güzel,fırlattıktan sonra üzerime çullansa nefes alamaz haldeyken sessizlikleri yıkan gürültüleri duysa kulaklarım..oysa yaşamımda açılan boşlukları daha fazla genişletebilecek bir şekilde duruyor kulaklarımda kaptığını yutan bir canavarın iştahsızlığı ile öylece duruyor..sessizlik sessizlik sessizlik..illa da istediğim sessizlik şimdi bende güven uyandırmadığı gibi korkutacak şekilde duruyor,öylece.. nasıl bir çelişki bu ne arıyorum,bulduklarımın hepsi neden büyütüyor boşluklarımı,kaprisli bir ruh halini benden esirgemeyen genetiğimi dinlemek ile çelimsiz bir gecede gırtlağımdan ses çıkarmadan geçen şarabın farkı yok,daha nice gırtlaktan geçecek olan şarap daha ne kadar fermente olacak,daha çoğula sahip olmak için,ruhum yüzde kaç oranında mayalanacak..daha ne kadar bekleyeceğim..ne zaman lezzet alacağım içtiğim şaraptan,yaşadığım hayattan bulduklarımdan..bilmediğim hislerin peşinden koşarken aynı tadı hissedeceksem,ya yeniden hisedeceksem ,bilinmemezliklerin ortasında bocalayışım telaşlı çaresizliğim,tüm boyutlarıyla algılayamadığım gerçeğin,kaçarken bıraktığı ayak izlerini takip ederken bana sorulan soruya yine mi sadece geçiyordum diyeceğim..ve bir vakitler..kaç gündür uyumuyorum,sabahları koşmuyorum,hem uykuya kaçacak hemde kendimden kaçacak ,zamansızlık yaratmamak için iki gündür telefonlara bile cevap vermiyorum,kimseyle görüşmek istemiyorum,ve bir vakitler adanada pamuk tarlasında ayşe olma hayalini kurmuyor,ve bir vakitler ayşenin pamuk tarlasından kurtulma amacını,hayllerle süslediği düşleri kurmuyorum..kaz çobanı olan yeşil kocaman gözlü gülün hayallerinin içine giremiyorum ve yine bir vakitler gözlerinden akan mutluluğun taşkınlığıyla gülümseyen ıssız köylerin genç kızlarının,kollarında taşıdığı su kovalarını taşımıyorum,onların tutkularını heyecanlarını içmiyorum..bir vakitler geçtiğim tüm yollardan geçen kadınlara öykü yazmıyorum,dere kenarında çamaşır yıkayan kahkahaları dinlemek için gizlice onları gözlemiyorum..çünkü bir vakitler onların düşlerinde mutluluk vardı,yüzlerinde gülümseme avuçlarının içinde dokunsan kırılacak yürekleri,masal kahramanlarıda dahil hepsinin şimdilerde düşlerinde hiçbir şey var,sahip olunan tüketilen,sahip oldukça eskitilen,daha çabuk elde edildikçe tadsızlaşan hiçbir şey..hiç bir şey bu kadar monotonlaşmamıştı şimdide,varlık altını iziyor…sade de olsam,yeşim gül ayşe selin ışık kiraz justine yada juliette olsam ne fark eder,üstümü çiziyor varlık…sadece geçiyordum,sessiz,doyumsuz tadsız,tuzsuz..kim olduğumun ne önemi var ne olamadım,sadece geçiyordum..sanırım bu veda hutbesine dönecek,çünkü artık yazmakta istemiyorum…sessizce sadece geçiyordum…

hoşcakalın.....