13 Ağustos 2010 Cuma
_
İnsanın acıya karşı duyduğu duygusal tepkiyi tanımlamak zor,çok zor..bu daha çok umut-korku dengesinin en primitif düzeyinde;daha çok acıyacağından duyulan korku ile,kismen bir an gelip bu acının dineceğine duyulan umut arasında ; kandiski’nin halüsinasyon çağrıları ile cajal’ın arterioskleroz tartışmaları arasında dante'nin yazdığı gibi speranza di minör pena gibi…..son kalan tabloyu indirdiğimde prelude başladı sanki yerinde,camdan yapılmış çan seslerine dönüştü… bu umut iken bir anda boş kalan duvarların içimde yarattığı görsel temassal ve işitsel agnozi damarlarımdan zorla çekilen korkunun tüm duyumlarımı ayaklarımda hissetmiştim,ayaklarımın kusmayacaklarını biliyordum ama yine de hissettiğim şey,ayaklarımın midesi bulanıyordu kusmak üzereydi…sanki bir zehirlenme anı..hareket duyumlarımda değişmeler olmuştu,kıpırdadığım hareket ettiğim zaman,bir kas işlemi sonunda pozisyon değişim hissi yerine,lokalize ve pozisyonel bulantı hissi duyuyordum..bu tabloyu ölümünden on gün önce organlarını tanrı korusun diye yapmıştım..ölüm biyokimyadan kimya ya geçişken acı ve ağrı için asla bunu söyleyemezsin,elimden düşen tablo ayaklarımın üstünde durdu ve karaciğerini gördüm..sonra tüm erkeklerin bir karaciğer taşıdığını..yemin ederim ki baylar;fazla bilinçli olmak bir hastalıktır,gerçek ve eksiksiz bir hastalık..çünkü size baktıkça karaciğerlerinizin sizde yarattığı umutsuzluğu ve acıyı ,bir kadının prometheus bakışlarında dindiremediğinizi görüyorum..bir kadına asla karaciğerinizi teslim etmeyin,meskalin içmiş gibi dolaşıyorlar öldünceye dek..
