sevgisiyle aynı kaynaktan gelen ama geldiği hızla da yok olan bir kararlılığa eşlik etmişçesine omuzlarını geriye attı……
Uyudu, bakışı sözsüz vurdu bilincine, sonra gene, daha sertçe vurdu, tık tık tık evrenin felaketi dilinde, bir sonsuzluk boyu bekleyebilirimsin, ben uykuyu katledene kadar dedi ve gitti inanılmaz bir biçimde, tıpkı insan ruhunun ölümün ağzından kaçabileceği gibi, yok olan serapların, donuk tel gibi iskeletlerin ve bir düş dünyasında yaşayan aslanların arasından kaçınılmaz kişisel felaketine doğru, ama çok neşeli biçimde hep tabii… Anlamıştı pek tabii. işittiği parlak konuşma parçasının, tıpkı şu anda yeni ayı eskisi kucaklamış olarak görse, karanlıkta olmasına rağmen dünya ışığıyla aydınlatılmış biçimin tümünü görüp beğenebileceği gibi.
Uzaklarda bir yerlerde bir saat çalıyordu, yatakta hala kımıldamadan duruyor, ahh gidiş günlerden bu gün bile seni şimdiden unutmuş olabilir mi? on dokuz, yirmi, yirmi bir kere çaldı saat, ama saat son sözü söylemişti. iki kez daha çaldı, iki yamuk, trajik vuruş daha ding-dang ve ufacık bir çark sesi, havadaki boşluk fısıltılarla doldu: yazık yazık.uçup giden zamana yazık
Zoraki kalktı ayaklarının değdiği zemine en zavallısının bile kök salamayacağı ölü lav,çağı gelmiş plazmaların ruhsuz,taşlaşmış bir cürufa dönüştüğü sinirsel bir ağ bütünüyle süzüldü bacaklarından akan yalnızlığı, tamda o sırada gözüne ilişti duvardaki tablodaki günebakanlar,arkada sizinde göremediğiniz düşmanıymış,bir güne bakanın onu izlediğini ve ondan nefret ettiğini biliyordu artık..ayaklarının altında,atlantis gibi battığını hissediyordu dünyanın,derine iyice derine
Sevgili,gidiş dön gel bana,mayısta geldiğin gibi..hint okyanusunda yüzen bir tahta parçasıyım.. ve günebakanlar sustu gömülü aşkların yaşadığı bir mezar misali taze kesilmiş çimen kümecikleri yüzüyordu üstünde ve uluyarak dövüyordu rüzgar ayrılışı…
Hışımla kalktım yataktan Van Gogh’un günebakanlarına koştum koştum dokunulmaz kılığına girip tabloda bir arı kuşuna döndüm,rüzgara kapılıp giden rengarenk mektuplardan oluşan bir fırtına gizlendi kanatlarıma,tek sözcük anlamayan nüktedan cehennem adamları,hani o çok düşünen adamlardan ektoplazmaya benzeyen fırfırlı suratlarından kahkahalar çıkartarak üflediler üzerime nefeslerini, kanatlarımı dolduran fırtına yükseltti beni günebakanların üstünde ve kuş bakışı baktım tablodan dışarıya;ne garip hiç kimse önemli bir şey yapıyora benzemiyordu,ama her şeyin çok acele bir önemi vardı sanki..gözlerimi araladım uykudan iki tam gün uyku gerek oysa ,temiz bir profilim ile tablodan günebakanlar yansıyordu aynaya,sakin sakin,sanki tüm bu gürültüye rağmen,sallantıya ve sarsıntıya rağmen habire birbirlerinin üzerine fırlatmalara rağmen kendi kendine ezberden bir şeyler okuyormuş gibi bir gülücükle aynada yansıyarak uçuyordu..yatakta oturdum ve rengarenk mektuplarını okudum yıllar sonra fırtına gibi rüyamdan esti yok oluşun..
