Akciğerlerine çektiğin hava genetiği değiştirilmiş duyguları yayıyor hücrelerine
DNA sını bozuyorsun soluklarınla..nefesini tut hadi içinde darmadağın duran öfkeni de.. tuttuğun her bir avuçluk nefes gözbebeklerinin çapını küçülttüğünde,yalvaracaksın bir ışımalık nefese..100 w lık enerjin görüntünde sapmalara neden olacak,en yalın saf halinle vereceksin nefesini atmosfere….işte o zaman başaracaksın nefes açınla gözbebeklerinin çapını imkansız boyutta büyültmeye…ki en büyük denek bu dünyada sen değimlisin insan..
Aynı kelimelerin içinde dönüp duracağım bir pervane gibi… Taa ki tersler düz olmaya başlayıncaya dek… Ki her ters yine terstir düzler tersine döndükçe…
................................................................................
Gözlerimi blake’nin urizen’inde gezdiriyordum..fikirleriyle,emirlerin kontrolüyle hür dünyasının olanaklarında yaşayan adam,kendi iç organizasyonunun bu mükemmel ürünü,sanki otantik liderin prototipi gibi yansıyordu..ciddi bir otorite yansısı,çizgilerinde varlığını ortaya koyarken,dünyayı çıplak yüzle görmeye cesaret eden bir ifade, beni içine doğru çekmişti..karanlık,yoğun ve içine çektikçe genişliğin hacmin estetiğin somut olarak algılanabilecek tüm ama tüm maddenin eriyerek ,yoğunluğa karıştığı sadece ses düzeyinde bir arayışta kulaklarımın bir beklentiyle dönüşerek ,şiddetle bir ses arayışına girmesi,algılarımla korkularım arasındaki tek geçiş noktasıydı…o anda insanlık halini ifade etmek için yarattığı o ünlü eğretilmesi olan,platonun mağarasında insan halimle nefes alışımın sesini işitir gibi oldum..burada var olan bir bilgi tarzından söz etmek mümkün değildi..duygusal çevrenin,değişen nesnelerini konu alan,çokça televizyon seyredip ikinci elden emirleri yerine getiren,görünüşlerin gerisindeki gerçekliğe hiçbir zaman nüfuz etmeyen,düşüncelerinde zincire vurulmuş nefeslerin soluması kulaklarımda basınç yaparken,gözlerimin ısrarla bir ışık arayışına ,ayaklarımın gelişigüzel uyumunu hissediyordum sadece..ilerledikçe sancılı bir spazmla göbek bölgemde yoğunlaşan bir ağrı,beni dizlerimin üzerine bırakmıştı..o ağrıya rağmen ısrarla ışık ve ses arayışı algılama düzeyimi nerdeyse felç etmek üzereydi…kendimi bırakmak istesem de,farkında olmadan attığım çığlıkların duvarlara çarparak bana zıt yönden ulaşmaya çalışmasının mutlaka bir nedeni vardır diyerek sürünmeye devam ediyorum…inanılmaz terlediğimi ve kalbimin üzerinde basınç yapan bir ağırlığı da kendimle taşıyormuş hissi ,beni ürküttükçe,sadece çığlıklara gömülmem,otoritenin otoritesine dönüşen üzerimdeki ağırlığa ,kendimi kurban edip bıraktığımda,beni hızla sürükleyerek ,nerdeyse mat ve ışık denilmeyecek bir alacakaranlığa sürüklediğini tüm bedenimle yerçekimi arasında,boşluksuz bir ilerleyişle hissetmiş ,göbeğimdeki hiç durmadan artan çekimli sancıya dayanamayacağımı düşündüğüm anda,hızlı bir nefeslenme sesini kulaklarımda ve garip bir gölgenin varlığını gözlerimle gördüğümde dona kaldım…göbeğimden yayılan dayanılmaz acıya doğru ellerimi kaydırdığımda dehşete düşmüştüm…geriye doğru çekildikçe ağrı daha dayanılmaz oluyor ve yüzünü çok iyi seçemediğim gölge üzerime doğru geliyordu..bu rüya başka bir şey olamaz..ben rüyalarımı kontrol etme yeteneğine sahiptim diye mırıldanırken,dudaklarımın üzerinde hissettiğim elle şaşırıyorum…o anda inanılmaz bir titreşim hissettiğim göbeğimden içeride bir ses yankılanıyor..içimde konuşan bir ses,kısık hafif tok ve sakinleştirici bir tonla,konuşmamalısın..konuşursan bizi duyarlar..kim kim diye ağzımı açmadan,cevap veren yine bu sese şaşırıyorum…içimde aynı ses sakin ol sana her şeyi anlatacağım dediğimde gözlerim alacakaranlıktaki diğer gölgelere takılıyor..oldukça soğuk ve dayanılmaz bir ayazda dolaşan gölgeleri seçmeye çalışıyorum…hepsinin nefes aldığını görüyorum..ama bakışları ve çok kısıtlı hareketleri bana ölüleri hatırlatıyor…evet diyor içimde yankılanan ses,onlar nefes alan canlı ölüler,ama nasıl demeye kalmadan benim içimde,yine göbeğimden şiddetli bir titreşimle geçerek içimde yankılanarak sakin ol,hepsini anlatacağım sana diyor..ellerimi göbeğime tekrar götürüp 2 cm kalınlığında ve karşımdaki gölgenin göbeğinde sonlanan tıpkı bir kordon bağı gibi uzanan bu göbek bağının varlığıyla tüm bedenimin,soğuktan değil de korkudan kaynaklı titrediğini görüyorum…çaresizce ne olup bittiğini anlatması için beklerken,bu rüya ,kesinlikle bir rüya diye düşünüyorum…değil diyor içimde yankılanan ses…etrafına bak,burada gördüğün ,canlı ölülerin,algılama özellikleri yok edildi…duyamıyorlar,göremiyorlar,hissedemiyorlar ve algılayamadıkları için beyinlerindeki bilgileri kullanamıyorlar,onlara verilen emirleri,beyinlerine gönderilen yüksek frekanslı lazer ışınlarıyla yönlendiriyorlar…ses dalgalarını sakın doğaya bırakma ,göbek bağımız,sayesinde birbirimizle iletişimimizi sağlayacağız..ve ikimizde tüm algılayabildiklerimizi ortak kullanacağız..çevremizde çeşitli güç odakları var fotonlarla şifrelenmiş bir şekilde işlem yapıyorlar…o sıra yüzünü daha iyi seçebiliyorum,ne güzel gözleri var diye düşünürken,teşekkür ediyor,içimde yankılanan ses tonuyla,utanıyorum…bir anda aniden ayağa fırlıyor,göbek bölgemdeki dinmiş sancı yeniden hareket ediyor..ayyy derken,sus sus diyor ,içimde titreşerek,özür dilerim,alışmalıyız bu bağa yoksa ikimizde diğerleri gibi olacağız..o sıra tüm ölü suratlı bu insanların yüzünü daha iyi görüyorum…gökyüzüne doğru gözlerini dikip bakıyorlar…birazdan diyor,içimdeki ses birkaç dakikalığına güneş ışınlarını bu bölgeye gönderecekler..inanamıyorum..ne demek istiyorsun diyorum ve bende onun gibi içimden konuşarak göbek bağıyla teması sağlıyorum…dünyanın yaşadığımız bu bölgesini ele geçirdiler diyor ve devam ediyor…dev uydular yerleştirdiler güneş ve ay arasına bunlara konkav ve yansıtıcı ekleyerek ,hüküm ve otorite kurdukları bölgelere güneş ve aydan gelen enerji ,ışığı ve ısıyı istedikleri gibi,istedikleri bölgelere bu uydular aracılığıyla yönlendiriyorlar..dehşete düşüyorum,o sıra gökyüzünden inanılmaz bir sıcaklık,ve ışıkla dalga dalga yayılan bir aydınlık sızmaya başlıyor…ve canlı ölüler dediğimiz binlerce insanın çocuk gibi gözlerine bir aydınlık ve yüzlerine bir gülümseme düşüyor,hepsi konuşmaya çabalıyorlar gibi el çırpıyorlar kahkahalar yükseliyor..ilk defa onun yüzünü tamamen görüyorum,göbek bağımızdan yayılan bir sıcaklıkla ,kendimin bir parçasıymış gibi bakıyorum tam karşımda duran bu insanın bedenimin bir organı gibi dokunmak istiyorum..bende bunu istiyorum diyor..sıkıca sarılıp omzuna başımı koyuyorum..serotoninin etkisiyle de içimde yayılan mutluluk hissine bırakıyorum kendimi,aniden ışık huzmesi kaybolup yine o alacakaranlığa dönüşüyor her yer..tüm sesler kayboluyor..ve yine aynı karanlık tonlarında insanlar suskunlaşıyor…her taraf çıplak ve nerdeyse tamamı gri taşlarla kaplı,çevreyi biraz daha incelemeye zaman kalmadan daha da karanlıklaşıyor…ve içimdeki ses yarın bu saatte iki dakika daha,her gün aynı saatte güneş,yalnızca iki dakika diyor…ve 12 saat sonra yalnızca 2 dakika ay ışığı,insanların tüm umudu..burada artık umut,amaç yok…peki ama diyorum,bu şekilde insanları şartlayarak sadece dört dakikaya sığdırılan bir umutla ne elde edilebilir ki,izle diyor o zaman ve bir anda çevremizdeki algıları engelleyen lazer kalkanların kalkmasıyla gökyüzünde bir görüntü oluşuyor,sanki televizyonda haber spikerliği yapar gibi bir erkek,bu görüntüyle sesleniyor…yeni ürünümüz,vitamin tabletleri,hepiniz mutlaka almalısınız ve gökyüzünden yağan bu tabletlere canlı ölüler hücum ediyor,hepsi bu tabletleri kapmaya çalışırken,içimde konuşan o, bunlar doyum sağlıyor ve yaşamaya devam ediyorlar,peki ama neden,bu şekilde bir yaşam neden,sence diyor..o sıra kafamda şimşekler çakıyor,anlamıştım..evet diyor..işte bu yüzden burada insanların bu şekilde canlı kalması gerekiyor…kendimi kötü hissediyorum..derin dondurucuda saklanan yedek organ deposu konumunda ,otorite ve güçlerin kontrol ettiği düşünmeyi ve algılamayı yok ettiği nefes alan ölülerin,ihtiyaca göre kullanıldığı bu bölgede elim göbek bağına değiyor..bu bizim kurtuluşumuz diyor…inanılmaz bir sancıyla gözlerimi açıyorum.. galeride başımda beni kendime getirmeye çalışan bir kalabalığın içinde yerde yatar bir pozisyonda tam karşımda ise urizen’nin üzerine pencereden muhteşem bir şekilde salto yaparak yayılan güneşin aydınlığının yayılışını görüyorum..bayılmışım…

